Merve Çubuktepe

Bugün bir efsanenin doğum günü. Freddie Mercury, gerçek adıyla Farrokh Bulsara 5 Eylül 1946’da Zanzibar’da dünyaya geldi. (Doğum haritası bilgisi: 05.09.1946; saat 06:30 Zanzibar, Tanzanya)

Şahsen Robert Plant, Ian Gillan, David Coverdale gibi isimlere çok hayran olsam da dünyanın en güzel sesinin Freddie Mercury’e ait olduğunu düşünüyorum. Albüm veya canlı kayıt sesinin mükemmelliği, dinleyiciye verdiği inanılmaz duygular her zaman beni çok etkilemiştir. Tanrı vergisi yeteneğini müthiş bir sahne karizması ile birleştiren Freddie Mercury, 24 Kasım 1991’de vefat etti.

2018 yapımı Bohemian Rhapshody filmi ile Freddie Mercury ve Queen üyelerinin hayatını beyaz perdede izledik. Filmden sonra efsane tekrar popüler oldu, Queen parçalarının dinlenme sayısı çok daha yüksek oranlara ulaştı. En güzeli de yeni kuşaklar bu muhteşem sesi ve harika grubu daha fazla tanıma şansını buldu. Tabii filmle hayat öyküsü arasında uyumsuz noktalar var, bunu da unutmamak lazım.

Astrolojiye her daim ilgi duyan Freddie Mercury; sahne adına karar verirken “Mercury-Merkür” ismini Başak burcunun yönetici gezegeni olduğu için seçmişti. Hatta meşhur Queen logosunu tasarlarken ki bizzat kendi tasarımıdır, grup üyelerinin burçları üzerinden şekillendirmişti görseli. Logoda Brian May Yengeç, John Deacon ve Roger Taylor Aslan, kendisi Başak burcu çizimleriyle görülüyor. Başak burcu simgesi olarak perileri kullandığı bu tasarımda grubun adını simgeleyen bir taç (Queen-Kraliçe) ve ayrıca en tepede yeniden doğuşu simgeleyen bir anka kuşu bulunmakta.

Freddie’nin Güneş, Merkür ve yükseleni Başak burcuydu; Güneş on ikinci evden birinci ev sınırında yükseleni ile kavuşmaktaydı. Bu da hem onun sahne önündeki (birinci ev/yükselen) güçlü duruşu hem de bir yandan kendi hayatını gizli yaşama isteği (on ikinci ev) ile alakalıydı. İnanılmaz bir frontman olsa da günlük hayatında son derece sakin, mütevazı bir kişilikti. Başak yerleşimleri bu kadar güçlü bir kişiliğin sahnede kükrüyor olmasına karşın (yükselen yöneticisi ve Güneş’in dispozitörü Merkür’ü sahne, ün ve görkemle alakalı Regulus ile çok güçlü bir paralel açıya sahiptir) perde indiğinde tekrar Başak duruşuna geri dönüyordu. Sahne duruşu yükselen ile doğrudan alakalıdır, nitekim bir konserde birinci ev ve Regulus’unun gücünü kullanıyor, akabinde on ikinci evine geri dönüyordu.

Venüs-Jüpiter-Kiron Terazi kavuşumuna sahip olan Mercury her anlamda bir sanatçıydı. Terazi burcu sanat ve estetiğin sembolüdür, iki iyicil Jüpiter-Venüs kavuşumunun da bu burçta olması bu gücünü iyice yükseltmekte. Çok küçük yaştan piyano çalan, tasarım eğitimi olan, sahne kıyafetleri ve moda tarzı ile de devrim yaran Mercury sanat kavramının bedenlenmiş hali gibiydi adeta. Ve grup arkadaşlarıyla birlikte Queen rock müziğe klasik müzik ve opera unsurlarını da katarak inanılmaz başarılı bir sentez oluşturdu.

Hayatında hiç doğru düzgün müzik eğitimi almamış olan Freddie Mercury falsettolar dahil dört oktav sınırlarını zorlayan çok özel bir sese sahipti. Haritanın kariyer evi girişi tepe noktası MC’de KAD İkizler ve sanat yıldızlarından biri olan Rigel bulunuyordu. Rigel, MC gibi güçlü bir noktada hele KAD ile kavuşumda kişinin toplumun önde gelen ve unutulmayan sanatçılarından biri olmasını sembolize eder. Ruhun zenginleşmesi ve yenilenmenin sembolüdür.

Para evindeki Jüpiter-Venüs kavuşumu, Venüs’ün yönettiği Terazi burcunda güçlü konumu ve Jüpiter desteği dikkat çekicidir. Ki para evini de Terazi burcu kesiyor, yönetici de evin içerisinde. Böylece ünlendikten sonra finansal anlamda çok ciddi bir genişleme yaşadı ve hiçbir zaman maddi problem çekmedi. Ancak Kiron’un da ikinci evde olduğunu unutmamak lazım. Bu sebeple bir süre sonra hayatında sadece parası ve ünü için yanında olanların varlığı nedeniyle yalnızlaşmaya, içine kapanmaya başladı. İnsanların para için yaptıkları, onu kullanmaya çalışmaları Kironyen bir acı vermekteydi.

Dördüncü evinde Ay Yay, dördüncü ev girişi IC’de ise GAD bulunuyordu. Ailesi ve çevresinin koyduğu kurallara karşıydı, kendi yolunu çizmek istiyordu. (Ay Yay-Gad Yay) Ancak bir aile kurmak, isteği mahremiyet ve huzuru bulmakta zorlandı. Cinsel yönelimi sebebiyle sayısız eleştiri ve sorgulamaya maruz kaldı. Hayat tarzı sebebiyle ailesi, özellikle hayatını kabullenmekte zorlanan babası ile kopupluk yaşasa da ilerleyen yıllarda ilişkileri bir miktar tamir oldu.

Haritanın onuncu evinde ve tepe noktasında KAD-Uranüs İkizler kavuşumu bulunuyordu. MC toplumsal kimliğimizi sembolize eder. Sahne duruşu, giyimi ile Uranyen bir enerji taşıyordu. Her şeyi moda oluyor, günlerce konuşuluyordu. Klasik rock formlarından çıkıp herkesin yıllarca bir çerçeveye sokmakta zorlandığı Bohemian Rhapsody gibi eserlere imza attı. Queen’i diğer gruplardan farklı kılan da buydu zaten. “Kimse dinlemez” denilen parçaları single plaklara koyarak “İşte böyle dinlenir” dedirten bir güç oluşturuyorlardı.

Bu bir Queen incelemesi değil, bundan dolayı grup üyeleri ile olan süreçlerine çok yer vermedim, ancak çok ilginç bir noktaya da değinmek istiyorum. Brian May ve Roger Taylor, Mercury’nin vefatından sonra profesyonel duruşu koruyarak müzik hayatlarına devam ettiler. Farklı bir solist ile Queen konserleri de düzenlediler, müzikal çalışmaları sürüyor. Ancak grubun bas gitaristi John Deacon, Mercury’nin ölümünden sonra müziği bıraktı, inzivaya çekildi. Hala röportaj vermiyor, Bohemian Rhapsody filminin galasına bile gitmedi. Kendisi Queen ve Mercury efsanesine büyük saygı duyuyordu. Nitekim Mercury’nin Güneş’i ile kendisinin GAD’ı kavuşumda. Aralarında büyük bir karmik bağ var. Nitekim Mercury’nin Güneş’i (varlığı) sona erince, Deacon’un GAD’ı da onun müzik kariyerinin de sonlanmasını sembolize ediyor. Güney Ay Düğümü kapanış, bırakma ve bitişi simgeler; ki Deacon’un da hayatının bu bölümü bir nevi Mercury’nin Güneş’ine yani yaşam enerjisine bağlıydı. Aralarında Merkür-Güneş, Venüs-Güneş ve yükselen kavuşumları da aralarındaki bağın profesyonel bir iş ilişkisi değil gerçek ve son derece güçlü bir dostluk olduğunu göstermekte.

1987 baharında transit Satürn Freddie’nin GAD’ı ile kavuşur, Jüpiter de zorlayıcı sekizinci evine giriş yapmışken Mercury’e AIDS teşhisi konuldu. Satürn, Güneş, yükselen yöneticisi Merkür ve yükselenine sert kare açı yapmaya başlamıştı. Jüpiter tüm güçlü Terazi yerleşimindeki göstergelerine karşıt sert açı yaparak sorunu “büyütüyordu”. Ve o zamanlar bu hastalığın tedavisi ile ilgili pek bilgi bulunmuyordu.

Vefatından önce 4 Şubat 1991’de Queen’in belki de en iyi albümü olan Innuendo yayınlandı. Mercury bu esnada çok rahatsızdı, ancak albüm kayıtlarını bırakmak istemiyordu. Albümün son şarkısı olan The Show Must Go On ile o sırada insanlar bilmese de Freddie Mercury herkese veda ediyordu.

Vokalleriyle adeta tüyleri ürperten, bir insanın bırakabileceği en unutulmaz vedalardan biri olan bu şarkıyı Mercury sadece tek seferde kaydetmişti. Çünkü hastalığından ötürü çok yorgundu. Ama adeta ölümden önce en güzel şarkısını söyleyen bir kuğu gibi o inanılmaz sözleri sesinin büyüsü ile kalbimize kazıyordu. Kayıt yapılırken grubun diğer üyeleri ağlıyordu. Freddie Mercury ise her zamanki kendine güvenli ve iddialı sahne duruşuyla karşılıyordu ölümü.

“Şov devam etmeli,
İçeride kalbim kırılsa da, makyajım aksa da
Gülümsemem her zaman kalacak”
Şarkıdan birkaç tümce daha... Burada sesiyle hissettirdiklerini kelimelere dökmek zor.
“Ruhum kelebeklerin kanatlarına boyalı,
Dünün peri masalları büyüyecek ama asla ölmeyecek
Uçabiliyorum dostlarım.
Bununla gülerek yüzleşeceğim,
Asla teslim olmayacağım.”

21 Kasım 1991’de transit Jüpiter, on ikinci evinden Güneş’iyle kavuşurken Freddie Mercury hayata veda etti. Transit Kiron sağlık evi klasik yöneticisi Satürn ile kavuşumdaydı. Transit Mars ile hastalık noktası üzerine tam kavuşuma yakındı. Öncesinde 26 Haziran 1991’de ölüm noktasını da tetikleyen Oğlak burcunda bir Ay tutulması gerçekleşmişti. Ay Tutulmaları da kapanış ve sonlanma ile alakalıdır. Bir nevi çektiği acılar sona ermişti, dünya en büyük rock yıldızlarından birine çok erken yaşta veda ediyordu.

Ve şov gerçekten devam etti. Ölümünden yıllar geçse de Freddie Mercury unutulmadı. Her zaman bir ikon ve ilham kaynağı oldu. 2018’deki film ile tekrar hatırlandı, bu sefer genç kuşaklar onun sanatını ayakta alkışlıyordu.

İyi uykular Merkür’ün oğlu, doğum günün kutlu olsun.
Merve Çubuktepe